İik M.330 Çerçevesinde 2279 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararına Genel Bir Bakış

06 Nisan 2020

Prof.Dr. Murat Yavaş

22.3.2020 tarih ve 31076 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile İİK m.330 hükmü bağlamında önemli bir karar alındığı görülmektedir. Söz konusu karar ile Türk hukukunda ilk defa İİK m.330 hükmünün uygulama alanı bulduğu değerlendirilmektedir.

2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararında “ COVID-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirler kapsamında; bu Kararın yürürlüğe girdiği tarihten 30/4/2020 tarihine kadar, nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere, yurt genelinde yürütülmekte olan tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına ve bu çerçevede taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınmamasına ve ihtiyati haciz kararlarının icra ve infaz edilmemesine karar verilmiştir” ifadelerine yer verildiği görülmektedir. Konuya ilişkin olarak İİK m.330 ise “ Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı kararıyla memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir” şeklindedir.

2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 22.3.2020-30.4.2020 tarihleri arasında nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm yurtta icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına, yeni icra ve iflas taleplerinin alınmamasına ve ihtiyati haciz kararlarının icra ve infaz edilmemesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Söz konusu kararın 7226 sayılı Yasa'nın geçici 1. Maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anılan düzenleme ise “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. -Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazetede yayımlanır” şeklindedir.

Durma süresinin kapsamı

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2279 sayılı Karar ile hüküm altına alınmış olan takip yasağı kapsamı İİK m.330’a göre daha geniş olup, örneğin, iflasa ilişkin takipler de bu yasağın içinde mütalaa edilmek gerekecektir. Bu bağlamda 2279 sayılı Karar ile “taraf ve takip işlemlerinin” yapılması yasak kapsamına alınmakla, yasaklananın sadece icra takip işlemi olmadığı, icra işlemlerinin bir bütün olarak bu yasağın içinde mütalaa edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple örneğin tatil ve erteleme halleri (İİK m.52-55) ile konkordatoda sadece icra takip işlemleri yasaklanmış ise de 2279 sayılı Karar ile söz konusu tarihler arasında bütün icra işlemlerinin yasak kapsamına alınmış olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla örneğin, tatil ve erteleme halleri ile konkordato sürecinde takip talebinde bulunmak ve bu bağlamda icra takip işlemi 1 olarak kabul edilemeyecek tüm taraf işlemlerinin (icra işlemi) yapılması imkanı mevcut ise de 2279 sayılı Karar dikkate alındığında anılan dönem içinde (22.3/30.4.2020) ne icra takip işlemi ne de taraf işlemlerinin yapılabilmesi mümkündür. Dolayısıyla yasağın kapsamı son derece genişletilmiştir. Ayrıca işaret edilmelidir ki, (22.3/30.4.2020 tarihleri arasında taraf ya takip işlemi yapılamayacağı gibi, 22.3.2020 tarihinden önce başlamış takipler yönünden de, hiçbir icra işleminin yapılabilmesi söz konusu olamayacaktır.

2279 sayılı kararda “ tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına ve bu çerçevede taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınmamasına” şeklinde bir ifade mevcut olduğundan,22.3.2020 tarihinden önce tamamlanmış olan işlemler yönünden takipler geçerliğini korumaya devam edecektir. Dolayısıyla 2279 sayılı Karar'ın tamamlanmış icra işlemlerine bir etkisi mevcut değildir.

2279 sayılı kararda, ilamlı ilamsız olmak üzere tüm takipler ve bu arada rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip de duracaktır.

Takipler bakımından süreler ve şikayet

Mevcut takipler bakımından sürelerin 22.3-30.4.2020 tarihleri arasındaki dönemde işlemesi  de söz konusu olamayacaktır. Cumhurbaşkanı kararının ve dolayısıyla İİK m.330 hükmünün kamu düzenine ilişkin olduğu dikkate alındığında, 2279 sayılı karara aykırı işlemlere karşı süresiz şikayet yoluna gidilebileceğinden de şüphe duymamak gerekir.

Maaş haczi konusu

Öncelikle belirtmek gerekir ki, kanun koyucu, borçlunun haczedilen maaş veya ücretinin tahsili için İİK m.89’dan daha basit bir prosedür (İİK m.355 ve m.356) öngörmüştür. Borçlunun maaş ve ücret alacakları bakımından İİK m.89’daki usulün uygulanmasına gerek ve imkan yoktur. Bu sebeple, işçi ücretlerinin kısmen haciz meselesinde İİK m.89 hükmünün uygulama alanı bulunmamaktadır.

Maaş ve ücret haczi bağlamında meseleye kısaca değinmekte yarar vardır. Ancak bundan da önce Türk hukukunda haczin ne zaman tamamlanmış sayılacağı meselesine temas etmek gerekmektedir.

Kanaatimizce haciz, icra müdürünün malların haczine ilişkin iradesinin haciz zabıt varakasına geçirilmesi ile tamamlanır. Dolayısıyla haczin tamamlanmış sayılması için malın muhafaza altına alınmasına ya da cebri icra makamlarının mal üzerinde fiili bir hakimiyet tesis etmesi şart olarak görülmemelidir. Bu bağlamda kanaatimizce eğer, 2279 sayılı Karar'dan önce (22.3.2020 tarihinden önce) maaş ve ücret haczi tamamlanmışsa, işveren tarafından 22.3- 30.4.2020 tarihleri arasında isabet edecek biçimde kesinti yapılarak bu kesinti bedelinin icra dosyasına ödenmeye devam etmesi gerekir. Zira 2279 sayılı Karar daha önce tamamlanmış olan işlemlerin etki ve sonuçlarını ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte kanaatimizce bir an için, 2279 sayılı kararın, borçlunun iktisadi ve sosyal varlığını koruma saiki ile ihdas edildiği dikkate alınarak, maaş ve ücret kesintisinin 22.3.-30.4.2020 tarihleri arasında yapılmayarak, ücret ya da maaşın tam olarak ödeneceğinden hareketle, bu zaman dilimi içinde icra dosyasına hiçbir ödemenin yapılmaması gereğine ilişkin bir yorum hem 2279 sayılı Karar'ın lafzına, hem de alacaklının haklarının kaybına yol açan bir sonuca bizi götürebilecektir. Şüphesiz, 22.3.2020 tarihinden sonra maaş ve ücret haciz tatbik edilemeyecektir. Aksi halde süresiz şikayet yoluna müracaat edilmek gerekir.

Haciz ihbarnameleri konusu

2279 sayılı Yasa'nın İİK m.89 uygulaması yönünden de ele alınması gerekir ve bu değerlendirmeler yapılırken meselenin yine haczin tamamlanması anına ilişkin esaslar göz önünde bulundurulması gerekir. Sorunun farklı ihtimallerde incelenmesinde yarar bulunmaktadır:

  • 2279 sayılı Karar'ın yürürlüğe girmesinden önce (22.3.2020 tarihinde önce) üçüncü şahıstaki mal, hak ya da alacağın haciz tamamlanmış ve haciz ihbarnamesi üçüncü şahıs tarafından 22.3.2020 tarihinden önce tebellüğ edilmiş ise bu ihtimalde hiçbir hukuki sorun bulunmayıp, üçüncü şahıs tarafından, zimmetinde olan mal, hak ya da alacağın icra dosyasına ödenmesi gerekir.
  • 2279 sayılı Karar'ın yürürlüğe girmesinden önce (22.3.2020 tarihinde önce) üçüncü şahıstaki mal, hak ya da alacağın haciz tamamlanmış ve fakat haciz ihbarnamesi üçüncü şahıs tarafından 22.3.2020 tarihinden sonra (bu tarih dahil) tebellüğ edilmiş bile olsa, haciz ihbarnamesinin konusunu teşkil eden mal, hak ya da alacak, karardan önce haczedilmiş olduğu için üçüncü şahıs tarafından bu ödemenin ya da teslimin icra dosyasına yapılması gerekir.
  • Üçüncü şahıstaki mal, hak ya da alacağın haczi 2279 sayılı kararda öngörülen tarihten sonra yapılmış ise (22.3.2020 tarihi dahil ve sonrası) bu halde, söz konusu icra takip işlemi yasak dönemde yapılmış olduğu için süresiz şikayet ile işlemin iptalinin talep edilmesi gerekecektir.
  • Daha önce örneğin birinci haciz ihbarnamesi gönderilmiş ise durma süresi içinde ikinci ihbarname gönderilemez. Gönderilmişse süresiz şikayete müracaat etmek gerekir. Durma süresinin sonrasında ise ikinci ihbarnamenin gönderilebileceği açıktır. Daha önce örneğin birinci haciz ihbarnamesi gönderilmiş ve henüz haciz ihbarnamesine itiraz süresi dolmadan 2279 sayılı Karar devreye girmişse, 7226 sayılı Yasa'nın geçici 1/b maddesinin uygulanması ve 1.5.2020 tarihinden itibaren 7 günlük sürenin işlemeye başlaması söz konusu olacaktır.
  • İkinci haciz ihbarnamesine itiraz edilmediği ve üçüncü şahıs tarafından borcun da ödenmediği hallerde eğer 2279 sayılı Karar'dan sonra üçüncü ihbarname gönderilecek olursa, kanaatimizce süresiz şikayet yoluna müracaat edilmeli ve fakat tedbiren menfi tespit davasının da ikame edilmesinde yarar bulunmaktadır.
  • Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesi sebebi ile takip borçlusuna borçlu olduğu parayı icra dairesine ödemiş ise ve bu sırada 2279 sayılı Karar ortaya çıkmışsa, kanaatimizce bu paranın alacaklıya ödenmesi gerekir.

Kanaatimizce haciz ihbarnameleri yönünden üçüncü şahsın ve dolayısıyla İİK m.89 prosedürünün 2279 sayılı Karar'dan etkileneceğinden şüphe duymamak gerekir. Zira, İİK m.89’a göre yapılan takip, asıl takibe bağlı fer’i takip olup, bu prosedür (İİK m.89), üçüncü şahısla takip borçlusu arasındaki maddi hukuk ilişkisini de etkilemektedir. Bu özelliği dolayısıyla haciz ihbarnamesi bir icra takip işlemidir.

Zamanaşımı ve hak düşümü süreleri ile davalar

2279 sayılı Karar ile sadece takip hukukunda öngörülen süreler değil, maddi hukuka tabi zamanaşımı ve hak düşümü süreler de işlemeyecektir. Dolayısıyla fevkalade tatilden itibaren zamanaşımı süresinin işlemesi mümkün değildir. 7226 sayılı Yasa'nın geçici 1/b maddesi “Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır” şeklinde olup, bu hükmün süreler yönünden mutlak olarak dikkate alınması gerekir .

2279 sayılı Karar kanaatimizce davalar yönünden bir sınırlama getirmiş değildir. Dolayısıyla, takip hukuku çerçevesinde menfi tespit ya da istirdat davalarının ikame edilmesinin önünde bir engel yoktur. Ancak itirazın iptali davası farklılık göstermektedir. Kanaatimizce meseleye itirazın iptali davasının hukuki niteliği yönünden yaklaşmakta yarar bulunmaktadır. Kuşkusuz

2279 sayılı Karar ile duracak olan takiplerdir. Davalar bu kavram içinde mütalaa edilemez. Ancak itirazın iptali davası bir eda davası da değildir. Takip hukuk kökenli ve eda davası karakteri gösteren alacak davasından önemli farklılıkları üzerinde barındıran (süre, icra tazminatı vs) bir davadır. Kaldı ki, kanun koyucunun İİK m.67/1’de öngördüğü bu davadan sonra İİK m.67/4 hükmünde bu defa alacak davasından söz etmesi her iki davanın da aynı etki ve sonuçları üzerinde barındırmadığını açık olarak ortaya koymaktadır. İtirazın iptali davası yukarıda yapılan tanım doğrultusunda itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamaya yönelik yani itirazın haksızlığını tespit etmek üzere açılabilecek olan bir davadır. Maddenin kenar başlığı da zaten bunu doğrulamaktadır. Durum böyle olunca esasında bu davanın amacının takibi ilerletme mahiyetinde olduğu kendiliğinden anlaşılacaktır. Bunun ise 2279 sayılı Karar'ın özelliği ve ihdas amacı ile uyumlu olmayacağı değerlendirilmektedir. Aksi kabul edilip, itirazın iptali davasının da açılabileceği kabul edilse bile herhalde, bu davada elde edilecek olan bir kararın icra dosyasına sunularak takibe devam edilmesi mümkün olamayacaktır (2279 sayılı kararda belirtilen süreye isabet ettiği ölçüde). Aynı şekilde, 2279 sayılı Karar'dan önce başlatılmış olan iflas takiplerine dayalı olarak 2279 sayılı Karar'dan sonra takipli iflasa dayalı bir iflas davasının açılmayacağı, dolayısıyla buna ilişkin sürelerin de işlemeyeceği kanaatindeyim. Ancak aşağıda da belirtildiği üzere doğrudan iflas davası açılmasına engel bir düzenleme mevcut değildir.

Fevkalade tatil ile süreler duracağından, fevkalade tatilin bitiminden sonra süreler kaldığı yerden (1.5.2020 tarihinden itibaren) devam edecektir. Nitekim 7226 sayılı Kanun'un geçici 1/b maddesi bu yöndedir.

Doğrudan iflas başvurusu yapılıp yapılamayacağı

Yasağın kapsamı içine tüm cüz’i ve külli takipler dahil ise de kanaatimizce takipsiz iflas (doğrudan iflas) 2279 sayılı Karar'ın kapsamı içinde mütalaa edilemeyecektir. Dolayısıyla örneğin, borca batıklık sebebi ile iflas talebinde bulunulabilmesi mümkün görünmektedir.  Zira anılan kararda geçen “ tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına” şeklindeki ifade, sadece takip yasağını ortaya koymaktadır.

Konkordato süreci

2279 sayılı Karar'ın konkordato kurumu bakımından da kısaca incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Kanaatimizce 2279 sayılı Karar'ın konkordatoya müracaat bakımından hiçbir yasaklayıcı ifadesi mevcut olmadığı gibi, konkordatoya müracaat bakımından hukuki yarar yoksunluğunu doğuracak bir etkisi de bulunmaktadır. Kuşkusuz 2279 sayılı Karar ile takipler yasaklanmakta ise de bu tek başına konkordatoya müracaat bakımından hukuki yararın bulunmamasına yol açar mahiyette değildir.

Meseleye sadece 2279 sayılı Karar'ın takipleri yasaklayıcı hükmünden hareketle yaklaşmak ve buradan konkordatoya müracaatta artık hukuki menfaat kalmamıştır sonucuna ulaşmak kanaatimizce isabetli değildir. Konkordato sadece takiplerin yasaklanması etkisini gösteren bir kurum olmaktan öte başlı başına çok sayıda hukuk disiplini yönünden etki ve sonuçlar meydana getiren dinamik bir yapı sergilemektedir. Bu bakımdan konkordato, takiplerin durması etkisine sığdırılamayacak kadar canlı bir organizmadır. Dolayısıyla mesele sadece takiplerin durması değildir (örn. bkz. konkordatonun banka teminat mektubunun paraya çevrilmesine olan etkisi; mühletten önce haczedilen mallara ilişkin İİK m.294/5; konkordatonun takasa olan etkisi, İİK m.296/2 hükmünde yer alan ve borçlu için öngörülen imkan vs). Bu sebeplerle 2279 sayılı Karar'ın takipleri yasaklayıcı hükmünden hareketle, konkordatoya müracaatta hukuki menfaatin bulunmadığı yaklaşımı isabetli görünmemektedir. Kaldı ki, İİK m.294 incelendiğinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağına açıkça vurgu yapılmışken, 2279 sayılı kararda buna açık bir vurgu yoktur. Konkordatoya müracaat borçlunun 2279 sayılı Karar'ın yorumlanmasından kaynaklanabilecek muhtemel risklerini de bertaraf eder mahiyettedir. Yine İİK m.294, 2279 sayılı Karar'dan farklı olarak ihtiyat, tedbirlerin de uygulanamayacağını açık biçimde düzenlemektedir.

Sonuç olarak; 2279 sayılı Karar'ın konkordatoya müracaat bakımından hukuki yararı ortadan kaldırmakta olduğu yaklaşımı kabul edilebilir görünmemektedir. Bu halde, talep edilmesi mümkün olan bir konkordato sürecinde, konkordatoya müracaat ile doğacak hukuki sonuçlar bakımından (özellikle alacaklı ve borçlu bakımından doğan sonuçlar) 2279 sayılı Karar'ın bir etki doğurması da mümkün olmamak gerekir.

Yukarıda yapılan açıklamaların dışında, konkordato sürecinde yapılması gereken işlemler bakımından sürelerin durması gerekir. Özellikle alacaklıların toplanması, oy kullanması mümkün görünmemektedir.

 

Esnek Çalışma Online Eğitimi